24 Haziran 2016 Cuma

Güncel Ekonomiye Bakış

24 Haziran 2016 Cuma sabahı İngiltere’de yapılan referandum sonrasında Birleşik Krallığın Avrupa Birliğinden ayrılması haberi ile piyasaları  hareketlendirdi. Dolar karşısında değer kaybederek güne başlayan Sterlin paritesi normalde 1.500 civarlarında seyir ederken 1.300 seviyelerine geriledi..  Kısa süreceğini umduğum bu dalgalanmaları bir kenara bırakıp Güncel ekonomiye bir göz atalım.

Son Günlerde Neler Oluyor?

Fed Başkanı son günlerdeki konuşmalarında Verimlilik kaybını sürekli vurguluyor. Verimlilik kaybını vurgulamasının ana nedeni ise; Dünya ekonomisinde istihdam artmasına rağmen Ekonomik Büyümenin sağlanamamış olması. Oysaki OKUN Teorisine göre istihdam artışı olurken belirli bir oranda ekonomik büyüme olur.

Son iki senedir Türkiye’de iç talep büyümeyi sürdürüyor. İç talebin motoru istihdamdır. İnsanlar iş sahibi oldukça gelir elde ederler, elde ettikleri gelir doğrultusunda da tüketmeye devam ederler. Bu durumda iç talebin genişlemesine kaynaklık eder.

Son zamanlarda büyüme ve kredi arasındaki ilişki de azalma eğiliminde. Ancak sevindirici olan gelişme ise kredi talebine bağlı olmayıp, iç talep artışı ve istihdama bağlı olan büyüme sağlıklı bir görüntü oluşturuyor.

2010-2011 Yıllarında kredi büyümesine bağlı olan iç talep artışı cari açığı tetiklemekteydi ancak günümüzdeki olumu veriler ışığında cari açık dengede seyretmektedir.

Esra Fatma Türkal.

27 Nisan 2016 Çarşamba

Marka KOMİLİ



Bu yazı dizisinde  kronolojik olarak Türkiyenin gerçek zenginliği olan markaların yaşam yolculuğuna çıkacağız. Bu yazı Dizisinin hazırlanmasındaki Başlıca kaynak Reklamcılık vakfı Yayınlarından çıkan TM Marka dizisi NÜkhet Vardar, El izi İletişim yayınlarına ait Kaynaktır. Düzenleyen: Esra Türkal

Komili Zeytinyağının öyküsü 1878’de Midilli Adasında başlar. O yıllarda ada Osmanlı toprağdır. Komi’li Hasan, Adada sabun ve zeytinyağı üreterek  geçimini sağlamaktadır. Aile Lozan Antlaşmasından sonra  mübadele gereği Ayvalık'a göç eder ve kuşaklar boyu süren Komili markasının öyküsü başlar.
Hasan Komili adının hikayesini şöye anlatıyor.” Aile esasında Midilli adasının Yere bölgesindedir. Yere deniz kenarındadır. Ancak Komi köyü biraz daha içeride, zeytinliklerle kaplı tepelik bir alandadır. Babamın dedesi  sürekli Komi ye gidip geldiği için Komi’li Hasan olarak bilinirmiş.Marka'nın isim hikayesi böyle başlarken markanın ürün çeşitliliği zaman içinde evriliyor.

Sahnelerde Komili Sabunları

Üretilen bütün zeytinyağları yemeklik kullanılamadığından, ayrılan kısım sabun olarak değerlendirilirmiş. İşte markanın ürün şemsiylerinden biri olan sabun sahneye doğal akış içinde çıkmış oluyor.
Markanın yaratıcısı Necmi Komili'nin Yolculuğu

Kalitesiz ürünle alıcıyı birkez, kendini ebediyyen kandırırsın” diyerek yola çıkan Necmi  Komili 1950 yılında Ayvalıktan İstanbula yola çıkar.
Komili 1950 yıllarında yaşanan hızlı nufüs artışı ve kentleşme sorunlarından dolayı artan talebi karşılayamaz duruma gelir. 1950 yıllarında artan talebi karşılayabilmek için margarin üretimi başlar. Bu durum zeytinyağı üretimi biraz gerilere iter çünkü zeytinyağı üretimi zahmetlidir kar elde etmek isteyen üreticiler bu noktada sahneden yavaş yavaş çekilirken. Komili piyasanın zorluklarına karşı direnmektedir.1950li yıllardaki ithal ikameci politika yüzünden o yıllarda komili ihracat teşvikleri dolayısıyla dış ticarete önem verir.
1960 yıllarında ise bütün dünyada ki tamamen emek yoğun üretimden, seri üretime yeni geçilmektedir.
İthal korumacı dönemden sıyrılan Türkiye'de yenilikçi Necmi Komili iş başındadır.
İtalyan Mazzoni firmasının beşinci müşterisi Necmi Komili olur ve ürün çeşitliliğini ve kalitesini Ülke sınırlarıyla sınırlamadan Dünya'ya açılır.
1972 yılına geldiğinde Komili zeytinyağına önem verir. Ancak o yıllarda üretimde ki en büyük sorun ambalajlamadır. Zeytinyağı kare teneke kutularda satılmaktadır ve bu kutular dışarı sızma yapmaktadır. Küçük ambalajlama yağın kalitesini daha da üşürdüğünden o da iyi bir alternatif değildir. Alternatif arayışı firmanın aklına şunu getirir.
O yıllarda Türkiye motor yağı üretiminde ivme kazanmıştır. Pazara sunulan motor yağları silindir şeklindeki teneke kutularda satılmaktaydı, bu teneke kutular otomasyonla üretiliyor ,daha ucuza mal oluyor ve sızma problemini ortadan kaldırıyordu. Komili zeytinyağını bu kutularda pazarlama fikrine sıcak baktı, herkes bunun yanlış olduğu söylemesine rağmen. Yeni tasarım logosuyla ve yeni kutusuyla ürünü bu kutularda “ Yeni Komili Altın Kutuda “ kampanyasıyla  zeytinyağını piyasaya sunan Komili büyük bir başarı elde etti. Ayrıca basın ve reklamlarda zeytinyağının içilebilecek kıvamda olduğundan da söz edilir.
 Daha o yıllarda zeytinyağının tadı ve sağlıklı oluşu önplana çıkarılır.Ambalajdaki değişiklik iletişimin gücüyle birleşince marka inanılmaz bir Pazar başarısını yakalar. 1990 yıllarına geldiğimizde Türkiye margarin pazarında küçülme eğlimine girmişti. Margarin sektöründe yer alan Unilever  1993 yılında Komili markasına ortak oldu.
1991 yılında da “Tabiatın Mucizesi” kampanyasıyla Komili zeytinyağı kendinden çok söz ettirmeye başladı.1980 li yıllarda zeytinyağı ile ilgili “zeytinyağı ağırdır, kokuludur pahallıdır” yanlış bir kanı mevcuttu. Bu bilgi eksikliğini komili Kalp ve damar doktorlarıyla işbirliği yaparak tamamladı. O yıllarda Houston Üniversitesi tarafından  zeytinyağının sağlığa yararlı olduğunu anlatan, hatta onu uzun yaşamanın sırrı olarak görenAkdeniz diyeti diye birçok bilimsel çalışma yapılmaktadır. Komili o yıllarda bu akademik yayınlara erişir, bunları Türkçeye çevirtir ve doktorlara hemşirelere yönelik geniş çaplı bir bilingilendirme kampanyası başlatır. 1992 yılında Kristal Elma ödülünü alan bugün bile çok net anımsanan “Tabiatın Mucizesi “bu kampanyası, Komili markası için dönüm noktasıdır.Marka 1993 de  Tamamen Unilever’e geçer  bu kampanya bir süre daha yayınlanır ve 1994 yılına geldiğimizde Komili ambalajları tekrar yenilenir.Tabiatın mucizesi kampanyası iki yıl sürer. Bu sürede tüketici  ve Pazar zeytinyağını iyice sever ve benimser. Pazarda ki yeni rakiplerde bu söylemden etkilenirler. Bunun üzerine Komili zeytinyağı 1995 yılında diğer markalardan ayrışmak için “Akdeniz” temasını sahiplenir. 1997 yılında Ogily imzası ile “Akdeniz” teması kullanılır. Ancak yurtdışındaki ile  Türkiyedeki Akdeniz algısı farklılığı nedeniyle Akdeniz algısı tüketicinin zihninde oturmaz ve farklı bir pazarlama kampanyasıyla reklama yeniden konumlandırır. Akdeniz dendiğinde Türk insanın aklına Antalya , Alanya gelirve zeytin bu bölgelerle bağdaşmaz. Halbuki uluslarası anlamda Akdenizin çağrıştırdığı ülkeler İspanya, Portekiz, İtalya ve Yunanistandır. Markanın yaptığı Pazar araştırmaları sonucu, tüketici gözünde gerçek zeytinyağının tatil dönüşlerinde Ege bölgesinden Kuzey Egeye otomobille geçerken yol kenarında köylülerden satın alınan dökme zeytinyağı olduğuna dair,  zeytinyağı ile ilgili yanlış bir algının olduğunu tespit eder. Bu algıyı değiştirmek amacıyla “Komili Ağacı” temalı bir pazarlama kampanyası geliştirilir bu kampanya ile özel üretime geçilir.
Ulus 29 adıyla özel zeytinyağı üretilir.Türkiyenin sahip olduğu yüzlerce değer arasından bazı değerler vardır ki yeri başkadır. Çünkü onlar Türk ekini alarak anılırlar. Örneğin Türk Lokumu, Türk kahvesi, Türk Tütünü, Türk hamamı ve Türk Zeytinyağı gibi. İşte Komili Markasıda buradan yola çıkarak Türk zeytinyağının Hikayesini devam ettirmiştir.

12 Nisan 2013 Cuma

Yapı Kredi Markasına Yolculuk....

Bir Markayı yaratan unsur; Tüketicide oluşturuğu algıların bütünüdür. Markaların gelişim bitmez, markaya kattığın her değer onu var eder. Yapı Kredi bankası , semt bankacılığını başlatan bireysel tüketiciyi konut sahibi olmasını sağlamak için yola çıkan bir banka, ikinci Dünya savaşı sondasında kurulan ,Türkiye Emlak ve Kredi bankasına özel bir yasayla bina inşa edip satmak işlevleri için kredi hakkı verilmesinden sonra farklı alanlara yönelen banka Günümüze kadar güçlü ve değerli bir marka banka imajı oluşturmuştur. Bu yazıda  YAPI KREDİ Bankasının  marka yolculuğuna çıkacağız...
1933 yılında Mustafa Kemale Eskişehir Şeker fabrikasını  altı ayda tamamlayacağının sözünü verir ve sözünü yerine getirir. Bir süre sonra Kazım Taşkent, 1942 de emekli sandığının tasfiyesiyle personelinin eline geçecek olan paranın 72 ortakla bir banka kurulmasına önayak olur. 9 Eylül  1944 de İzmir in kurtuluş günü  17 çalışanı ve 72 ortakla  Bahçekapıda ki Vakıf Han’ın zemin katında Türkiye nin ilk özel bankası unvanıya faaliyete başlar.
Kazım Taşkent Kuruluş Hikayesini şöyle anlatır; Bankayı neden kurdum diye sorarım kendime bazen... Bankacılıktan anlamazdım, bu nedenle bankacılık alanında bir yenilik yaratmak gibi bir düsüncem yoktu. Ama görüyordüm, memleketimde boş kalmış yığınla iş alanı vardı ve oralarda  canlılık yaratabilmek için zengin olmak lazımdı. Zengin olmadan, para gücünün olumlu işlerde kullanabileceği tek yer banka idi. Bu nedenle banka kurdum ve bankacı oldum.
Dikkat çektiği bu noktalarla Kazım Taşkent, Markanın Müşteri ile kuracağı iletişimide belli ediyordu ilk kuruluşunda bile...
Markanın adının Yapı Kredi Bankası olması hikayesine değinirsem, Bankanın kurulduğu zamanda yoğunlaştığı amacı, 2. Dünya savaşı sonrası savaşın yarattığı yıkıcı etkiyi  telafi etmektir .Ancak 1946 yılında bina ve yapı ipoteği karşılığı kredi açmak bina inşa edip satmak işlevleri için özel bir yasayla Türkiye Emlak ve Kredi bankasına bu hak verilir.Bu düzenlemeyle Yapı Kredi Bankası konut yapmak yerine küçük tasarruf sahiplerini ekonomiye kazandırmak adına değişik yöntemler izlemeye başlar.
Semt Bankacılığı kavramının oluşması....
“Vatandaş bankanın ayağna gelmeyecek, Banka vatandaşın ayağına gidecek” mottosundan yola çıkan banka ilk şubesini  1945 te İzmir Kordonda, ikinci şubesinide İzmir Karşıyakada açar ve böylece semt bankacılığı diye adlandırılan bu kavramın Türkiye de hayata geçirilmesinde öncü rol oynar.
“Bir Bankanın 20 Yılı
-Bundan 20 yıl önce 9 Eylül 1944 teYapı Kredi Bankası bu binada kuruldu.
-Banka hizmetlerini müşterinin ayağına getirmek için ilk defa semt şubeleri açtı.
-YKB tasarrurufu teşvik için ev ikramiyeleri koyan ilk banka oldu.”

Bankanın anlayışının farklılığı mevduat bankacılığında hizmet bankacılığına diyerek. 1988 yılında hizmet olacak birçok ürünü tanıttı.
Günümüzde bir çok inovatif ürünleriyle segmentinde yenilikler sunan bu banka, Marka değerini gün geçtikçe daha fazla artıracağına inancım çok yüksektir.

10 Haziran 2012 Pazar

Marka Bağlılığa Yeni Örnek

Milyonlarca ürün hergün piyasaya çıkıyor ve bunların çok azı yürüyebiliyor.
Kalıcı marka olmanın gereklilikleri var her zaman üstünde vurgulamaktan bıkmasam da tekrar ediyorum 
"Markalar müşteriyle kurduğu duygusal bağ kadar güçlüdür"
Dünyanın en büyük otel zincirlerinden Le Meridien'i 5 yıl once satın alan Starwood Resorts&hotels en yeni otelini İstanbul`da açtı. 2014 sonuna kadar 3 otel daha açarak otel sayısını 10 a çıkarmayı planlayan marka, Bu yeni atılımlarını ayrıca Otellerinin tarzında gerçekleştirdiği  yaratıcı tasarımlarıyla sıyrılmayı hedefliyor.
Ceo Thomas Willims otel konseptinde markayı en baştan yaratan bir konsept planlamış, bardaklarından koltuklarına, yataklarından duvarlarına bütün  herşey özel tasarımcılar tarafından tasarlanmış. Hatta otelin kokusu bile özel olarak tasarlanmış böylece Dünyanın herhangi bir yerinde kalan bir ziyaretçi İstanbul`a geldiğinde de aynı kokuyu hissecek ve marka ile müşterinin duyusu arasında duygusal bağ oluşacak.                ESRA TÜRKAL

4 Şubat 2012 Cumartesi

CDS(credit defaults swaps) Avrupa için Bir Tehdit Mi?



Geciken kredilerin takas aracı olan CDS ler aynı zamanda "mali kitlesel imha silahları" (Warren Buffett) 


Avrupa bölgesinde Fransanın borcunun 4 milyar dolarlık kısmının, BNP Paribas tarafından satılmasının ardından İtalya  Banca dei Paschi di Siena 3 milyarlık İtalyan borcunuda sattı Bunun sonucunda İtalya borçlarını ödeyemez duruma gelirse bu bankalar Amerikalı işlem ortaklarına ödeme yapamayacaklar. Bu kötü senaryoda Avrupayı büyük bir kriz bekliyor. Ve Şu unutulmamalıdır ki, İtalya Portekiz İspanya ya da Yunanistanın gerçekten borçlarını ödeyemeyecekleri gün çok uzak değil. Böyle bir durumda CDS tetiklenip Amerikalı yatırımcı ortakların güvenceleri ne duruma geleceği büyük bir belirsizlik içerinde olabilir.
Esra Fatma Türkal

24 Ocak 2012 Salı

İstanbul da yeniden Kalimera

Bloomberg Bussiness Güneş Kömürcülerin 15- 21 Ocak sayısındaki "Krizden kaçan Yunanistanlıların ilk tercihlerinden birinin Türkiye olmasının nedeninin; Türkiyede iyi bir hayat kurmanın Londra' da olduğundan daha kolay olması"

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ders veren Akademisyen Dimitrios Triantaphyllou , yaklaşık iki yıldır büyük ekonomik krizle sarsılan Yunanistan dan Türkiye ye göç edenlerin sayısında ciddi artış bekliyor. Özellikle 1990 ların sonlarında Dönemin dış işleri bakanı İsmail Cem ve Yorgo Papandreon nun katkılarıyla iki ülke arasında ciddi bir yakınlaşma başladığının altını çiziyor. Bunun yanı sıra İstanbulun bir dünya kenti olması hem çok iyi çalışma fırsatlarının hem de sunduğu eğlence imkanları dolayısıyla Yunan vatandaşlarına cazip geldiğinden bahsediyor." Türkiye ekonomisinin son zamanlarda kazandığı ivmenin yanı sıra gerek Kamu gerekse Özel sektörde performansa dayalı çalışma sisteminin Yunanistan da olmaması Türkiye yi daha cazip hale getiriyor." Dimistros kendi deneyimiyle ilgili şunları ekliyor. "Benim Yunanistan da bir işim vardı ama istifa ettim. Çünkü Yunan eğitim sistemindeki aksaklıklar canıma tak etti. Yunanistan da sadece Kamu Üniversiteleri var. İngilizce eğitim yok denecek kadar az. Oysa dünyada ilk 100 giren birden çok Üniversite var Türkiye de. Yunanistan ın köklü bir reforma ihtiyacı var" Geçtiğimiz sene Türkiye ye yerleşen 32 yaşındaki Mühendis "Yunanistanda ki tembelliğin aşılması için en az 10 yıla ihtiyaç var ne benim ne de arkadaşlarımın bu kadar bekleyecek vakti yok" diye ekliyor.
Yunanistan da yaşanan ekonomik kriz nedeniyle Yurt dışına çıkan Yunanlı sayısı gün geçtikçe artıyor. Kültürlerin yakınlığı ve sağladığı bir çok avantaj nedeniyle de İstanbul en çok göze çarpan yerleşim yerlerinden biri olarak sıyrılıyor.
Esra Türkal

Yunanistan'ın Euro sisteminden çıkması Ülkeyi kurtarır mı?

Yunanistan daki finansal sıkıntı gün geçtikçe derinleşirken, bu sıkıntıda payı olan günah keçileriden en önemlisi ülkenin "Euro sisteminde yer alması".Ülkede Euro sisteminden çıkmasının faydasına olacağına dair bir düşünce ekölü sivrilmeye başladı. Bu ekölün savunucuların iddası şu yönde; Yunanistan kısa vadeli borçlarını geciktirerek çözümlese bütçe açığını kontrol altına alsa bile, yeni gelişen ekonomilerle rekabet etmesi mümkün değil. Yunanistan da iş gücü maliyeti hızla artıyor, bundan mütevellit, ülkede ihracat pahallı hale gelirken ithalatı ucuz kalıyor.Bunun sonucunda da sürekli borç alarak finanse edilen dış ticaret açığı dev bir kara delik haline geliyor.
Ancak Ülke Euro sisteminde yer almasaydı, Devalüe (devalüasyon, bir devletin resmi para biriminin diğer ülke dövizleri karşısında değer kaybettirilmesidir.)  edebilceği drahmisi olsaydı, ihracat fiyatları düşerek ithalat fiyatlarının yükselmesini sağlayabilirdi böylece dış ticaret açığı kontrol edilebilir bir halde olacaktı. Fakat ülke Euro sistemi içerisindeyken parasal müdalede bulunamıyor. Rekabet avantajını daha acımasız yolla elde ediyor. Bu yollardan biri, işçi ücretlerini düşürerek, işgücü maliyetini azaltmak ancak bunun sonucunda da yükselen işsizlik işçilerin pazarlık payını azaltacak. Politik olarak ülkeyi zor duruma sokan bu uygulamanın tek çaresi Euro sisteminden çıkmak.
Ancak eğer ülke Euro sistemini terkederse, Bankalarda euro cinsinden mevduat sahipleri euro mevduatları, drahmiye çevrilmeden, hızla ülkeden çekecek. Yine devalüasyon sonucu drahmi, değer kaybedeceğinden kredi alanlar borçlarını ödemekte sorun yaşayacak ve yeni bir iflas dalgası başlayacak.Ülke için euro sisteminden çıkmak pek avantajlı gözükmüyor bu yüzden de maliyet enflasyonunu önlemek için ülke çözümü  işçi ücretlerini düşürmekte bulacak bu durum beraberinde yükselen işsizlik sorununu gündeme getirecek alternatifsizlikten, pazarlık hakkı kalmayan işçilerin düşük ücreti kabul etmesiyle son bulacak.

Düzenleyen: Esra Türkal
(Konu:15-21 Ocak Bloomberg Bakışı)